Tümel hakkında

Bilginin ve doğruluk ölçütü olarak zihnin kendi dışındaki nesnelere uymasının kabul edilmesi durumunda, Kant tümel ve zorunlu bir bilgiye değil de sadece tek tek nesne ve olayların veya tikel doğruların bilgisine sahip olabileceğimize işaret eder. Benim kanatim ise salt emprik bir anlayışın kabul edilmesi durumunda bırakın tümel olanın bilgisine sahip olamayacağımızı bireyin, tekilin-tikelin bilgisinin dahi… Continue reading Tümel hakkında

​Metafiziğin imkanı üzerine

Kant “bilebilmenin” sınırlarının ötesinde kaldığı için başka bir deyişle aklın erişiminin meşru olmadığı bir alan üzerinde konuştuğu için metafiziğin imkansız olduğunu iddia ediyordu. Metafiziği zahiren var kılan şeyin ise zihni kuran ilke ve unsurların ontik alana uygulanmasından kaynaklandığını düşünüyordu. Wittgenstein ise Kant’ın aklın-bilebilmenin sınırları üzerinden kurduğu metafizik eleştirisini dilin-söyleyebilmenin sınırları üzerinden inşa etti. Metafiziği zahiren… Continue reading ​Metafiziğin imkanı üzerine

Özne ve Nesne

Nesneden/maddeden yola çıkarak bir özneye/zihine varamayız. Yani: maddeyi alıp ne kadar mıncıklarsanız mıncıklayın ortaya bir zihin çıkmayacaktır. Özneden/zihinden yola çıkarak ise bir nesne alanına/maddeye ulaşamıyoruz. Yani: bir zihnin içinde sadece zihnin içindesinizdir. Bu durumda aslolan özne olmak durumundadır. Çünkü: Zihin doğrudan icinde olduğumuz temas ettiğimiz şeydir. Durum belirttiğimiz gibi olsa da özne-nesne ayrımı karşımızda yine… Continue reading Özne ve Nesne

Bir not

Kaplumbağa örneğindeki renkler belli eylemlere karşılık gelmiyor mesela kırmızı renk fakirlere yardım etmek anlamına gelmez. Her renk aslında benzeri bir daha gelemeyecek o ana özgü biricik renktir. Rengin simgelediği seçim seçimi yapacak kişinin o güne kadar yaşadıkları, zihin yapısı ve o an içinde bulunduğu bağlamla ilgilidir. Bu nispetle kırmızı dedigimde bir ikincisi olamayacak belli bir… Continue reading Bir not

Kur’ancılık çelişkili bir pozisyondur

Kur’ancı bir kimsenin kendi pozisyonunu temellendirebilmesi için Kur’andan delil getirmesi gerekir. Kur’an’dan referans alacağı ayete Kur’ancılığını temellendirdiğini düşündüğü manayı verebilmesi içinse evrenselci okuma yapmalıdır. Evrenselci birinin evrenselci okumayı Kur’an yoluyla temellendirmesi için evrenselciliğe delil olduğunu düşündüğü ayete o anlamı evrenselci okumayla vermelidir. Bu durumda kişi baştan evrenselciliği kabul etmiş olmadır. O halde bir evrenselci evrenselciliğini… Continue reading Kur’ancılık çelişkili bir pozisyondur

Epistemik olarak ulaşılamaz değil bizatihi ontolojik olarak bir karşılığı yok

Nedenlilik bu “evrende-ontolojide-dünyada” geçerli derken mevcut ontolojinin dışında nedenliliğin zorunlu olmadığı filan kast edilmiyor. Nedenin kendisinden dualiter olarak bahsedemediğimiz yani nedenli-nedensiz ikiliğinin olmadığı anlatılıyor. Evrenin dışı ve kendisi üzerine kurulan tüm önermeler için geçerlidir. Mesela evrenin dışı vardır önermesi. “Tanrı aşkındır bu yüzden onu ifade edebilecek kavramlara, mantığa ve(ya) zekay sahip değiliz” önermesini hatalı buluyorum.… Continue reading Epistemik olarak ulaşılamaz değil bizatihi ontolojik olarak bir karşılığı yok

Evren Bilgisayar Programı Olsaydı

Evrenin bir bilgisayar programı olduğunu öğrenseydik büyük bir felsefi sorunun cevabını bulmuş olmayacaktık. Muhtemelen burada sorduğumuz tüm sorularımız programın seviyesinde de benzer şekilde sorulabilir olacaktı. Şayet programdan bahsedebiliyorsak kendi düzlemimizden programın düzlemine uzanan nedensel bir zincir olduğu anlamına gelecekti bu da aynı içkin mantığın içinde olduğumuzu ve bundan dolayı potansiyel olarak aynı kavramlar dünyasına sahip… Continue reading Evren Bilgisayar Programı Olsaydı