Kader 3.Bölüm: Deterministik Beyin

Beynin ne kadarı deterministiktir: Gülmek neden aklımıza gelen şekliyledir? Neden dudağın iki ucu yanak ile birlikte yukarı doğru gerilir? Ya da ağlamak niye öyledir? Kaslar neden o hali alırda yüze “acımaklı” dediğimiz biçimi verir? Orman çocuğu hapşırmayı bilmiyor mu yoksa? Biliyor ve bu bilgisi doğuştan mı? Doğuştansa öyleyse doğuştan ne demek?

Fark ettiyseniz bunlar bizim isteğimiz dışında belirlenmiş kalıplar. Ortada bir mekanizma var ve bu mekanizmanın değişmeyen genel yapısı. Satrancı düşünün yapabilecek neredeyse sınırsız hamle vardır. Ancak hamlelerimiz kurallarla sınırlanmıştır. Bu kuralların izin verdiği ölçüde “özgür” sınırladığı ölçüde deterministiğizdir. Aynı şey tamamen beyin için de geçerlidir. Beynimiz evrenin bir parçasıdır ve kurallara tabidir. Bu kuralların izin verdiği ölçüde özgürlük bahşedecek, kuralların sınırladığı ölçüde de bir kalıbın içine sokacaktır. Gülmenin o şekilde oluşu deterministik olarak genlerden gelen bilginin beyin-yüz kası yapısını o kalıbı doğuracak o şekle sokmasındandır.

Niye güzel görünmeye çalışırız? Neden yalan konuşuruz? Sahi aşık olmayı da kim öğretti? Çiçekler neden güzel gelir bize? Ya da sabah kahvaltıda yudumladığımız çaydan aldığımız haz da neyin nesiydi? Bazı şeyler bizi öfkelendirirken bazılarıysa utandırır. Bazen unutur bazen hatırlarız. Bazen güler bazen ağlar… Canımız bir şeyler çeker bazen de susarız… Fikirler üretir projeler yaparız. Büyük kararlar alırız. Hatalar ederiz. Bütün bunları kim yapıyor beynimiz mi?

Beynimizin bir yapısı vardır. Bu yapı ane-babamızdan aktarılan genetik materyal ile çevresel faktörlerin birlikte etkisiyle oluşmuştur. Oluşan bu yapının genel dizaynı bütün insanlarda aynıdır. Ki insanlardaki genetik materyalin %99 ortaktır.

Beyin çevreden bilgi alır yorumlar ve cevap üretir. Bilgi alışı duyu organlarıyla olur. Görür, dokunur, duyarız… Yorumalamanın nasıl olduğu ise beynin bahsettiğimiz yapısının nasıl olduğu ile ilgilidir. Bir  örnekle izah edelim:

Fıkra dinlediğimizi varsayalım. Fıkra bilgidir. Bu bilgi kulak aracılığıyla elektrik sinyaline çevrilir. Sinirlerle sinyaller beyne aktarılır. Beyin bilgiyi alır şifresini öznelce çözümler, yorumlar sonra cevap üretir. Bu örnekte cevap fıkra yeterince iyiyse, kültürel çevre ile şekillenmiş anlayışınıza uygunsa gülmedir. Neden güleriz, gülme o şekildedir? Çünkü beynin yapısı o şekildedir. Beynin yorumlayışı o şekildedir. Bizim dışımızda bu belirlenmiştir. Deterministiktir. Bizler bu kalıbın içine doğmuşuz.

Bu “bigi al ➡ yorumla ➡ cevapla” (basitce) beynimizin bütün davranışlarında geçerlidir. Çiçek güzel gelir bize çünkü beynimizin yapısı sinir ağlarının düzenlenişi çiçeğin güzel görünmesini sağlayacak şekildedir (altın oran, simetri, uyum… gibi sistemler mevcut) Öfkeleniriz sebep aynıdır (kendini koruma, avantajlı olma… gibi sistemler kalıplar vardır) su içmek isteriz yine aynı. Beynimizde var olmayan  bir kalıbı sergileyemeyiz. 3 ana rengin dışına çıkakamamak gibi! (örneğin bizler iyi veya kötü insan olma potansiyelini içeren her iki kalıba da sahibiz) Beynin yorumlayış tarzı, içerdiği kalıplar bizim isteğimiz dışında ana hattı genetik materyal modifiyesi çevre tarafından belirlenmiş beynin yapısı sonucudur. Kısacası beynin ne kadarı deterministiktir? Cevap ya tamamen ya da neredeyse tamamen! Soruyu tersten soralım ne kadar özgürüz? Ya hiç ya da “neredeyse hiç”. Biz özgür irademiz var kabul edeceğiz. Bilimsel olarak da özgür iradenin yokluğu kesin olarak ispatlanabilecek bir şey değildir. Bütün yasaları bildiğimizden emin olamayız. Nitekim Newton evrenin deterministik olduğunu zannediyordu öteyandan insanın bir şekide özgür iradeye sahip olduğu inancına da sahipti.

Beynin deterministikliğinin en şaşırtıcı sonucu düşüncelerimizin bile bize ait olmamasıdır. Öğrendiklerimiz, gördüklerimiz, dinlediklerimiz çevreden gelir bunları yorumlayan da bunları algılama kalıplarına sahip deterministik beyindir. Cevabı üretende yine odur. İşin aslı bir fikir bulduğumuzda “benim fikrim!” düşüncesi tamamiyle bir yanılsamadır. Şuan bu yazıyı yazan ben bu yazının ancak yalancı sahibidir.

Küçük bir deney yapalım. A harfi ile başlayan kelimeler sayalım: araba, araç, ara, akran, arkadaş…  Sayarken fark ediyoruz ki biz istemeden boşluktan kelimeler kendiliğinden gelmektedir. Bu gelme de bazı şeylere bağlı olarak gelir. İlk aklınıza gelenler daha çok kullandıklarımız olacaktır veya yakın dönemde zihninizden geçmiş olanlar sizde anısı bulunanlar. Ya da şuan gözümüzün önünde bulunan bir eşya A ile başlıyorsa ilk gelenlerden biri o olacaktır. Artık aklınıza neyle irtibatlı olarak gelirse gelisin “siz arzuladığınız için o gelmemiştir!” meçhul doğasıyla içinize istemeden doğmuştur! Umarım buradaki deterministikliği anlatabilmişimdir. Başka bir örnekle devam edelim. Konuşurken kendinize dikkat edin, konuşmaya kendinizi kaptırmışken konuşmadan önce mi düşünüyoruz yoksa önce konuşuyoruz da sonra “ben ne konuştum diye” ne konuştuğumuzu sonradan mı idrak ediyoruz neredeyse belli değildir. Konuşmanın akışına uygun sözcükler size verilen bir lütuf gibi içinize doğmuştur. Anahtarların yerini hatırlamaya çalışırken yaptığımız sanki beynimizde parlayacak cevap için henüz karanlık olan boşluğa ısrarlı bir yalvarış gibidir. Düşünce dünyamız ha bire düşünüş halimiz dıştaki bir şeyin bir düşünceyi tetiklemesi ya da bir önceki düşüncenin sonrakini doğurması şeklinde çağrışımlar zinciridir. İçimizde hissettiğimiz, şuan algıladığımız yani aklımızdan kalbimizden geçen ne varsa dış dünyadan gelen bilgi bombardımanı + içteki duygu-düşünce tetiklemeleri sonucudur.

Peki düşüncelerimiz bile bize ait değilken bunlar determinizmin ürünüyken sahi biz kimiz?

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s