Kader 4.Bölüm: Beyin sunar Ruh seçer

Şayet %100 deterministik bir hayatı yaşasaydık, seçim hakkımızın olmadığı bir yaşamımız olsaydı, film izler gibi ömrümüzün seyircisi olsaydık o sanal hayatın içindeki davranışları kendi davranışımız, kendi yaptıklarımız, kendi kararlarımız kabul edebilir miydik? Elbette hayır. Böyle bir durumda hiç bir şey benimsenebilir değildir. Bizi biz yapacak şey, bize “özel” olmaktan pay verecek olan özgür iradedir. Seçim hakkımız olduğu sürece ben diyebilmek anlamlıdır. Peki nedir bu özgür iradeyi sağlayan? Seçim yapabilme yetimiz nereden gelir? Buna gizli x faktörü diyebilirdik. Ama buna çoktan isim verilmiş: Ruh! Bildiğimiz tek şey metafiziksel bir varlığın (ki bu bizzat hakiki biz oluyor) seçim olgusuna sahip olduğudur. Eğer özgür iradeyi kabul ediyorsak zorunlu olarak buna inanmak durumundayız. Öyleyse biz kimiz? Sorusuna biz ruhuz diyebiliriz. Ne de olsa özgür olduğumuz ölçüde ben demek anlamlı bunu da bizim ruhumuz yani bizim hakiki tarafımız sağlıyor. Bizler boyut ötesi bir varlık olarak matrix koltuğuna oturmuş ve sanaldaki hayali karakteri yönetiyor gibiyizdir. Biz metafiziksel ruhi varlıklar, maddi alem ile beyin aracılığıyla kontakt yapıyoruz gözüküyor. Beyin ruhun etkisini gösterdiği platform görevi görüyor.

(not: şimdilik bu anlatımın üzerinden gidilecek sonraki bölümlerde olası durumlar, temellendirmelerin dayanakları ve alternatifler üzerinde de durulacak)

Penceresiz, küçük, basık, tepeden bir mumla aydınlatılan, insanın içine kasvet veren bir oda olsun. İşte burası ömrü boyunca bu odadan çıkmamış ve çıkmayacak olan kralın odası. Ülkeyi ise bu odaya belli aralıklarla gelen vezirerin talimatlarıyla yönetiyor. Şöyleki ülkenin dört bir yanındaki haberciler önemli gördükleri gözlemlerini postacılar aracılığıyla saraya yolluyor. Sarayda bir kurul raporlar üzerinde çalışıyor. Basit konularda kralı rahatsız etmeyerek kendi karalarını veriyorlar. Örneğin hasar gören bir köprü elbetteki tamir edilmek zorundadır. Bu yüzden tamir emri krala danışmadan kendileri tarafından veriliyor. Öteyandan yeni bir köprünün inşa’sı gibi bir konu krala öneriliyor kral onaylarsa yapılıyor reddederse yapılmıyor.

Kralın ülke hakkında bildikleri ancak vezirlerin kendisine bildirdiği kadardan ibaret. Kralın gözünde canlandırdığı ülkesi ile gerçekte var olan ülke arasında ciddi farklar kaçınılmazdır. Ayrıca önemli bir nokta da kralın “fikir üretme” sürecinde rol almamasıdır. Bunu kurul yapıyor. Köprü örneğindeki gibi bir öneri oluşturuyorlar ve krala yapılsın mı yapılmasın mı diye sunuyorlar. Kralın önünde iki şık vardır, yaptığı bu ikisi arasından birini tercih etmektir.

Beynimiz duyulardan gelen bilgiyi sinirler aracılığıyla alır. Bir çok gereksiz bilgi elenir. Kalanın çoğu kurul benzetmesinde olduğu gibi beyin tarafından deterministik olarak cevaplanır. Pek az bir bilgi ise ikili şık haline getirilerek X faktörüne yani bize sunulur. Biz de evet-hayır şeklinde cevaplarız. Biz kimiz? Biz kralız! Kasvetli bir odadayız. Şuanda gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz her şey vezirlerin bize anlattıklarını hayal edişimiz, tahminimizdir. Gerçekten hayret verici bir durumdur. Ve bu durum inkar edilemeyecek kadar açıktır. Dış dünya duyular vasıtasıyla geliyor. En azından bu kısımda bile bilginin çarpılmaya uğraması söz konusu. Yani kurulun kendisi de sarayın dışına çıkmadığı için kurulun bütün üzerinde çalıştıkları postacıların aktardıkları üzerindendir. Gözlemciler bir şeyi yanlış görse ya da uydursa kurul bunu farketmeyebilir. Hatta bırakın yanlış görmeyi uydurmayı her şeyi doğru anlatsalar da kurulun gözlerinde gerçeği canlandırmaları mümkün değildir! Üstelik bir problem de gözlemciler her ayrıntıyı anlatamaz sadece bir kısmını anlatabilirler. Bu nispetle o küçük odada oturan biz dışarı hakkında ancak tahmin yürütürüz ama gerçeğin hem çarpıtılmış hem de çok ama çok küçük bir kesitidir.

Özgür irademiz beynin sunduğu ikili şıklara cevap vermekten müteşekkildir. Determistik olarak şık üretilir indeterministik (deterministik olmayan) olarak da seçilir. Beyin sunar Ruh seçer! Meselenin özü budur. Beyni ve evreni anlamak da sistemin işeyişini görmeyi sağlıyor.

İki tür deterministik etkiyi yaşarız. Yani şıklar iki deterministik çark sayesinde üretilir. Birincisi gelen şıkların dış dünyada olup bitenlerle ilgili olması bakımındandır. Yani farklı olaylar, durumlar farklı şıkları getirdiği için çevreye bağımlı deterministikliktir. İkincisi ise çevrede olan biteni yorumlayıp şık üreten beyindeki deterministikliktir. Yani aynı olaya farklı beyin yapıları farklı şıklar üretebileceği için beyne bağımlı deterministikliktir. Farklı insanların beyinleri aynı bilgi girdisiyle ruha farklı seçenekler sunabilir.

Örnek: En sevdiğimiz renk haliyle evrende var olan görünür ışık skalasındaki renklerden biri olacaktır. Ya da erkekseniz muhtemelen kültürel çevreye bağlı olarak en sevdiğiniz rengin pembe olma ihtimali aklınıza bile gelmeyecektir. Veya büyük büyük dedenize en sevdiği rengi sorma gibi bir imkanınız yoktur. İşte bu örnekler çevre bağımlı deterministikliktir. En kolay fark edilen deterministik durum budur.

Örnek: Yavru maymunlarla yapılan bir deneyde dişi ve erkek maymunlara çeşitli oyuncaklar verilmiş. Deney sonucunda görülmüş ki erkekler top ve araba, dişiler bebek ve tabakla oynamayı tercih etmiş. Buradaki olay da beyne bağımlı deterministikliktir. Beyin yapısı cinsiyete göre farklılık gösterdiği için böyle bir durumla karşılaştık. Aslında herkesin kendine has beyin yayıpısı olması dolayısıyla herkes ayrı bir beyne bağımlı deterministiklik yaşar.

***

Karnınız acıktı öğle yemeği yiyeceksiniz. Aklınıza bazı yemekler geldi. Diyelimki A, B ve C’den birini yiyeceksiniz. Bu üç yemek alternatifi içinize doğmuştur. İsteğiniz dışındadır. Aklınıza E gelmemesini siz arzulamamışsınızdır. Ya da C’yi canınızın istemesi elinizde değildir. Şimdi bunlardan birini seçmek durumundayız. Yaşadığımız olay 3 şıklı bir soru gibi gözükse de öyle değildir. Aslında 2 şıklı 3 sorudur. Beyninizde akışkan bir şekilde A için red-kabul B için red-kabul ve C için red-kabul düşünürüz. Bu akışkanlık, hızlılıktan dolayı sanki 3 şıklı bir soru yanılsamasını yaşarız. (fuzzy mantık ve beyinde çok merkezlilik gibi durumlar da vardır. Ana konu açısından mühim olmadığından basitlik adına ayrıntılara girmiyoruz)

Bir matematik problemini çözmeye çalışan kişinin küçük, penceresiz odasında neler olup bitiyor buna bakalım. Problemi çözerken bize düşen odaklanmaktan ibarettir. Karanlık boşluktan ısrarlı isteyiştir yapmamız geren. İçimize parlayan formüller, çözüm yolları deterministik olarak gelecektir. Biz kral olarak kararla çözmeyi seçmeliyiz. Pes etmemeyi seçmeli… Geri kalan hemen her şey beynin yapacağı iştir. Kararlı olmayı seçmenin yanında bazense çözüm yolları arasında tercih yaptığımız olur. Ya da unuttuğumuz bir formulü hatırlamaya odaklanmayı seçeriz. Bazen de hatırlayamadığımızı görüp yeni bir yol denemeyi… Bu süreçler A, B, C yemeklerini tercih hikayesinde olduğu gibi akışkan olduğu için bize kırıklı bir yapı gibi gelmez. Her şey gayet olağan gözükür. Her şeyi biz yapıyor yanılsamasını yaşar, soruyu ben çözdüm diye seviniriz… Teşekkürler beynim.

Bir konu hakkında düşünürken yaşadıklarımız da benzerdir. Düşüncenin yönü seçimlerimizle akıp gider. Düşüncelerin kendisi ise çağrışımlar ile beyinden kendiliğinden gelir. Bizi sımsıkı sınırlandıran kalıpların içerisinde tercihler vasıtasıyla ilerlemekteyiz. Evet, beyin sunar ruh seçer böyle yol alırız hayatta…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s