Her şey ne anlama geliyor

not: yazının düzenlemesi henüz yapılmadı

Yaratmak neye benzer?
İnsanın bir şeyi tasarlaması 3 şeyi gerektirir: Malzeme, fikir ve malzemeyle etkileşim. Yaratmanın kendinde halini bilmiyoruz, bilemeyiz de. Fakat şu olumsuzlamayı yapabiliriz: Yaratmak malzemesiz, fikir edinimsiz, etkileşimsiz tasarı yapmaktır. Şuraya kadar geldiğimiz haliyle bile bazı felsefecileri eleştirebiliriz.

“Tanrı zamansızsa evrene neden olamaz çünkü zamansız bir şey zamanlı bir şeyle etkileşemez.” Pozitisit anlayışı baştan kabul edip sonra onu haklı çıkartmak gibi bir şey olur bu.

Yaratmak “neden olmak” değildir. “Cause” değildir. Yaratmak tasarının “reason”ıdır ancak “cause” değil. Yani Tanrı evreni “entail” eder.

Yaratmak malzemesiz, fikir edinimsiz, etkileşimsiz tasarlamaktır vesselam.

Neden hiçbir şey yok değil de bir şeyler var?
Bir şeylerin var olması bizi zorunlu varlığın  olması gerektiği sonucuna vardırır: Zaman ya mutlaktır ya da başlangıcı vardır. Şayet zaman mutlaksa ya zamanın kendisi ya da onun sebebi olan bir “X” zorunlu varlıktır. Yok eğer zamanın başlangıcı varsa bu durumda hiçlikten ancak hiçlik çıkacağından bir zamansız “X” gerekir. Öyleyse varoluşumuzun nedeni zorunlu varlıktır.

Neden bir zorunlu varlık vardır?
Çünkü olmazsa çelişkili olur diye bir cevap verilemez çünkü zorunlu varlığa varmamız zorunlu varlığın nedeni değil sonucudur. Yani ortadaki kaçınılmaz sonucun nedeni zorunlu varlığın kendisidir. Bu da şu anlama gelir. Bazı şeyler mantıksal olarak verili olarak vardır. Kendi varlık düzlemimizde açıklamak mümkün değildir. (Ki ‘açıklamak’ kavramının kendisi bile kendi varlık düzlemimize aittir. Neyse buraya ileride gireceğiz.)

Yaratılan Yaratıcıdan ne taşır?
Yaratmayı malzemesiz, fikir edinimsiz, etkileşimsiz tasarı olarak tanımlamıştık. Peki çıkıp biri iddia edebilir mi hayır kardeşim Tanrı malzeme kullanır ya da Tanrı öğrenir veya Tanrı maddeyle nedensel ilişki içerisine girer. Böyle bir düşünce  Tanrı dışı varlık, Tanrı dışı bilgi ve maddeleşmiş bir Tanrı tasavvuru doğurur. Yine biri çıkıp doğursun diyebilir. Peki nasıl itiraz ederiz bu görüşe. Aslında kesin bir dille yadsınabilir değildir bu fikirler. Ancak güçlü bir sezgi Tanrı’nın katının dünyaya benzememesi gerektiğini söyler. Çünkü bu kez nasıl ki dünyanın katı açıklamaya ihtiyaç duyuyor aynı şekilde Tanrı’nın katını da açıklamak durumunda kalırız. Bu açıklamalar zinciri sonsuza kadar gidemeyeceği için bazı açıklaması olmayan şeylerin olması zorunludur. “Yaratmak” gibi açıklaması olmayan bir şey üzerine yaptığımız yorumlarsa açıklanamama durumlarını açıklayabildiğimiz şeyleri değilleyerek oluyor. Malzemesiz, fikirsiz…

Gelelim yaratılan Yaratıcıdan ne taşır sorusuna. Cevap hiçbir şeyse yaratıcının varlığını dahi bilemezdik. Eğer şuanda bu tartışmayı yapıyorsak bir şeylerin taşınıyor olması muhakkaktır denilebilir ancak bu tam doğru değil. Çünkü yaratıcının varlıgını bilmiyoruz. Elimizde üç ihtimalin olduğunu savunuyorum ve bunları yazmaya baslayarak da “Fenomenal Tanrıcılık” fikrine de adım atmış oluyoruz.
-Amaçsız evren (Ateizm)
-Amaçlı evren (Fenomenal Tanrıcılık)
-İlahi evren (Klasik Teizm)
Önce amaçlı evren ile ilahi evreni karşılaştıralım. İlahi evren derki şu gördüğümüz maddi dünya Tanrı’ya benzemez ancak onu yansıtan ondan ayetler taşır. Örneğin yeryüzünde iyilik vardır. Tanrı da iyidir. Yeryüzünde iyiliğin olması Tanrı’nın iyi olmasından kaynaklanır. Amaçlı evrense sunu savunur. İlahievren tezinde o kadar çokçeliski vardır ki bu fikir reddedilir ve Amaçlı evren tezi savunulur. Şayet İlahi evren tezindeki çelişkiler giderilirse İlahi evren tezi kabul edilir. Amaçlı evren tezi ise şudur. Yaratilan yatatıcının ontolojisinden hiçbir iz taşımaz. Ki Yaratıcının ontolojisi tabiri dahi yanlıştır. Yaratılanlar butünü kendi içinde bir sistemdir. Ahlak, Tanrı, din gibi olgularsa sisteme yerleştirilmiş ereksel yapılardır. Tez derki Tanrı üzerinde mantıksal çıkarımlar yapamaz, ontolojik hükümler koyamayız. Bu iddia Tanrı üzerinde mantıksal çıkarım yapılamaz diyerek mantıksal bir çıkarımda bulunarak kendini defeat ediliyor sanılabilir. Ancak tez Tanrı derken rasyonel okarak varsaydığı bir Tanrı kavramı ile konuşmaz. Programdaki irrasyonel olarak edindiğimiz kavram üzerinden konuşur. Ve böylece şunu demiş olur. İrrasyonel üzerinde mantıksal çıkarım yapılmaz. Böylece tezin self-defeat yaptığı itirazı geçersizdir.

Evrenin amacı
Tanrı inancınızı rasyonel olarak temellendirmeyin zira bu beyhude bir uğraştır.  Yapılması gereken tasavvufi vari bir anlayışla evrenin deruni anlamını keşfetme yolculuğuna çıkmaktır. Bu yolda pişmektir. Tekamül bu anlamı idrak, sistemin erğiyle bütünleşmektir. Ego’yu Fenomenal Tanrı’ya teslim edip hiç olduğunun idrakiyle manevi yolculuğa çıkmaktır. Tez evrende amacın olduğunu şunları inceleyerek varır:
Şayet amaçsız bir evren olsaydı;
-Ahlakın olmama olasılığı daha yüksektir.
-Hakeza peygamber, din… olgularının olmaması
-Varoluş bilinci
-Tasarımlı evren
-Ontolojik argüman
-Tanrı kavramı…
-Amacın olması gerektigine dair irrasyonel inanç
-Nedene dair inanç

Tanrı bizi neden yarattı?
İşte bu kallavi soruya makul bir cevap verilsin bugün fikrimden döneyim. Lakin hiç cevap verilebilecek gibi durmuyor. Çünkü hangi cevap verilirse verilsin antropomorfik olmaktan kaçamıyoruz. Tanrı bilinmek tanınmak mı istedi? Zamansız Tanrı’da acep bu istek nasıl doğdu? Tamam bu istek de zamansız olsun. Kendi doğasından böyle bir arzu tuhaf değil mi?

Cevapsız sorular
-Tanrı bizi neden yarattı? ***
-Tanrı düşunür mü? Zamansız olduğu için düşünme süreci olamaz. O zaman bu düşünce nasıl bir şeydir. Eğer yaratım bu düşınceye göreyse evren zorunlu varlık haline dönmez mi? Tanrı plan yapar mı?
-Tanrı kişi mi? Kışiyse değişmeyen bir şey nasıl kişi olur?
-Tanrı fail mi? Fiil zamanı gerektirmez mi?
-Tanrı sonsuzdan beri oturuyor mu? Hayır! Öyleyse zamansız donmuş bir şey mi?
-Tanrı’nın dışında varlık var mı? Yok öyleyse var olanı nereye koyalım? ***
-Tanrı kendi varlığını bilir mi? Acep neyi referans alır?
-Neden ben yaratılmışım da o Tanrı? Zorunlu varlık çünkü. Ben niye zorunlu varlık olamadım. Kim belirledi? nasıl oldu? nasıl doğdu??
-Evrenin nedensiz olması nasıl absürdse Tanrı’nın nedensizliği de saçmadır.

Cevaplar(!)
Tanrı öyle ama tam öyle değil, Tanrı şöyle ama o tam bizim bildiğimiz şöyle değil. Tanrı’nın amacı var ama yani bu aşkın bir şey anlamayız. Tanrı bir ama hani o bir bildigimiz bir değil. Tanrı var ama aslında yani o tam varlık olma gibi değil. Zıttırı ama yani biraz da bıttırımsı…

Çözüm
Gelin kendinizi yormayın. Bu işin makul bir yolu var. Alimlerin bazıları anoloji yoluyla şu sonuca varmışlar. Bir sanatçı eserine kendinden bir şeyler katar. Lakin “yaratmak” öyle bir şeydir ki yaratılan kendi içinde Tanrı tarafından ne kodlandıysa onu içerir. Ve bu “kodlama”, “içerme”, “yaratma”, “Tanrı”…  kavramları da bizzat kodlanan şeylerdendir. Buna itiraz şu olabilir. Tanrı “Tanrı kavramı”nı yaratmışsa başta Tanrı’yı nasıl var sayabiliyorsun? Kendimle çelişmiyorum. Sistemi okuyorum. Sistem bana Tanrı sistemi yarattı diyor ve yine aynı sistem sistemi kuranın o olamayacağını söylüyor. Bense Tanrı’nın sistemi yarattığına iman edip mantıksal açıdan kuranın o olmadığını da biliyorum. Yani Tanrı tıpkı mantık yasaları, evren gibi verili olarak var. Bu sacma bir iman versiyonu değildir. Şöyle izah edeyim, “Tanrı aşkın olmaktan daha aşkındır” budur. Demek istediğim, anlatmaya çalıştığım, iman ettiğim budur. Tanrı’ya aşkın demek onu sınırlandırır. Tanrı sınırsız olamayacak kadar çok sınırsızdır. Benim Tanrım sizin sonsuz olduğunu iddia ettiğiniz Tanrı’yı yaratandır. Nokta.

Program metaforu
Bir yazılımı programlamak fiziksel donanım, bilgi ve programlamayı yapma aksiyonunu gerektirir. Dünyadaki bir programcı programladığı programı programlarken kendi içinde bulunduğu varlık düzleminden kopamaz. Program programcının içinde bulunduğu evrenin matematiksel alt yapısını, donanımsal olarak evrenin fiziksel yapısını ve içerik olarak da programcının yine -evrenin alt yapısı ile örtük ilişkisi bulunan- çevreden ve beynine kodlu bilgi ve bilgi işleme mekanizmalarını kullanır.

Evrenin kendisi de bir programdır. Kuralları vardır. Bu kurallara göre işler. Hatta evrene program demek evren demekten daha açıklayıcıdır çünkü evren denilince akla gezegenler, galaksiler gelirken program denilince yerçekimi yani yaslar gelir.  Evreni sadece bir görünüş olarak algılamamış oluruz.

Evrene program dediğimiz zaman bu evrenin bir donanıma gereksindiği anlamı çıkar mı? Şimdi içinde bulunuarak gözlemlediğimiz evrene program demek tezimizden bağımsız olarak gayet makuldür ancak tutup her program donanım gerektirir diyemeyiz. Evren programı “her program” değildir. Aslında gözlemlediğimiz her program bizatihi evren programının “produce” ettiği bir şeydir. Şayet evrenin kendisi de ayrı bir program tarafından “produce” edilmiş olsaydı evren programının kendisi üzerine konulacak hükümler söz konusu programın iç mantığı ile olabilecekti. Öyeyse baştaki iddia geçersizdir.

Önceki örnekle gelmek istediğim nokta şu, programın içinde kullandığımız kavramlar ve mantık programın dışında kullanılamayacağı. Ve istisna olan kullanılabilmesinin mümkün olduğu tek olasılığı göstermek.

Dünyadaki programcı; donanım (malzeme) , bilgi (fikir edinimi), programlama aksiyonu (etkileşim) sonucu program (tasarı) meydana getirir. Tanrı ise yaratırken malzeme,fikir ve etkileşim kullanmaz. Buradan şu sonuca varıyoruz. Tanrı neyi programladıysa onun içinde yaşıyoruz. Şeyler sırf öyle programlandıkları için öyleler. Örneğin mantık yasaları neden tam da oldukları gibidir?

Tanrı’nın doğası hakkında konuşabilir miyiz sorusuna gelince. İki ihtimal var. Ya program program-dışı hakkında yoruma kapalı şekilde tasarlandı ya da bizzat metafiziksel gerçeklik üzerinde anlamlı çıkarımlar yapılabilecek şekilde. (Sıfir hipotez konuşamamaktır) Mesele programın dışına taşıp taşamadığımızdır. “Tanrı var” demek bunun en güzel örneğidir. Programcı programın dışında -meaningfully- olmalı çünkü (bu tabir bile ne kadar itici)
En basit formülasyon “program var öyleyse bir programcı olmalı”dır. Bu iddia’nın problemi programın içindeki bir mantığın programın kendisi üzerine uygulamak. Bunu yapabilmek için temellendirmesinin de yapılması gerekir. Öyle bir temellendirme de ortada yok. Zaten mantıksal açıdan bu mümkün değil. Daha önce de belirttiğim gibi şayet evren programı başka bir üst program tarafindan meydana getiriliyorsa evren programımız üzerine olan hüküm ancak o mertebeden olabilir. Burayı geçelim. Baştaki programcı çıkarsaması aslinda klasik açıdan da problemlidir. Çünkü programın kendisi zorunlu varlık olabilir. Programın içindeki tikeller olumsal olsa da programın kendisi bu tikellerin toplamı değildir. Program program olmak haliyle zorunlu varlık olabilir.

Bu “programcı” sonucuna varmaya çalışma çabamızı devam ettirelim: “Programın incelikli tasarlanmış olması programlayanı gösterir.” Bu da yinetemelsiz bir iddiadır. Ancak değerlidir. Ben buradan programcı sonucuna varabilmem için gerekçe gösterilmelidir. Öteyandan bu argüman evrenin programcısı olduğunu kanıtlamasa da bir amacı olduğuna dair çok güçlü irrasyonel inanç sağlar. Bir de şu durum var. Programın tasarımlı görünmesi onun tasarımı ile ilgili değildir. Bizzat bizim algılayışımızla ilgilidir. Şunu diyorum: programdaki nihai fenomen bizim algılayışımızdır. Programlanan fenomenal durumun kendisidir. Bu iddiam doğruysa irrasyonel inanç sağlam dururken rasyonel iddialar daha da çöp olur. Bir de şaşırtıcı olan programlamanın varlığıdır. Şaşırtıcı olan programlamanın varlığıdır. Var olduğumuz sürece algılanan şaşırtıcı olacaktır.

“Programın başlangıcı var öyleyse programın nedeni var” şimdi önce şunu belirtmek gerek. Program=evren değildir aslında. Evren denen şey de programın “produce” ettiği bir şeydir. Şayet evrenin başlangıcı olsa bile bu programın başlangıcı olduğu anlamına gelmeyecektir. Sadece evrenin başı var fenomenini algılamış olacağızdır. Mevzunun kendinde hali kapalı kalır. Sözkonusu fenomen bir görünüştür. Bu nokta çok önemlidir. Kelam kozmolojik argümanının geçersiz olduğunu gösteriyor. Ki zaten evrenin başlangıcı olduğunu bilmiyoruz. Evrenin oluşum tarihini bilsek de oluşum mekanizması hakkında fikrimiz yok bu oluşum mekanizması metamatiksel bir olgu olabilir. Evren sonsuz zincirin bir parçası olabilir. Bilfiil sonsuzun imkansızlığı gösterilse de evrenin nesne olduğu iddiası temelsizdir.

Hangi taklayı atarsak atalım bir programcının varlığına varamayacağımıza inanıyorum. Ortada bilebilmenin yolu yok. Kant’ın dediği gibi epistemolojik olarak imkansız. Gerçi ben buradan ontolojik olarak imkansız olduğuna varıyorum çünkü epistemik olarak imkansızsa ontolojinin varlığını bilmekte epistemik bir durumdur. Öyleyse ontolojik gerçeklik iddiası temelsizdir. Sürekli kendi kavramlar ve mantık düzlemimizde olmak zorundayız. Şayet bir programcının var olması gerektiği gösterilsin  ben de görüşlerimi revize edeyim. Şimdilik bu mümkün görünmüyor.

Bir programcının var olduğu sonucuna varsak bile bizi yazının başlarında değindiğim daha büyük problemler bekler. Programcının varlığı beraberinde çelişkiler yığınını da getirir: programcının kişi olması, varlık olması, zamansız olması, amacı olması, sıfatları olması, düşünmesi, fail olması, plan yapması, bir şeyleri bilmesi… her biri ayrı problemler doğurur. Öyle ama tam öyle değil tarzında cevaplar vermek zorunda bırakır. Aslında benim verdiğim cevap, “öyle ama tam daöyle değil”in en güzel ifade edilişidir.

Allah eşyadan çok bilgi yaratmıştır. Alem denilince akla nesneler gelse de yaratılan en özde bilgidir. Bu bilgi sistemi içerisinde yaratılan şeylerden yola çıkarak sistemin kendisi üzerine yani bir kümenin kümenin kendisi üzerine ya da dışı üzerine hüküm koyması mümkün değildir. Bunu uydurmuyorum. Hüküm koyunca çelişkiler batağına düştüğümüz gerçeğinden yola çıkarak söylüyorum.
Varlık-yokluk
İyi-kötü
Mantık
Anlam
Tanrı
Sonsuzluk
Matematik

Her şey programın içerisinde programlanmış ya da üretilmesi potansiyel olarak vardır (telefon kavramı)
“Tanrı vardır” anlamsızdır. Tanrı bizim programımıza ait varlık-yokluk ikiliğine sıkışan bir şey değildir. “Tanrı’nın amacı şudur” anlamsızdır çünku amaç programa ait bir kavram. Ki kavram kavramı dahi programa aittir. Kavramlar ve mantık programın içerisinde geçerlidir. Ne kendisi üzerine ne de dışına uygulanamaz.

Bu iddiam sadece Tanrı ile ilgili değildir. Programın dışında olan (bu hatalı tabiri anlaşılsın diye kullanıyorum) sadece Tanrı değildir. Örneğin hiçlik kavramı da program dışı bir kavramdır. Şimdi hiçlik üzerinde yapılan bir akıl yürütme örneğinin mantığı ontolojimiz dışında kullanmaktan kaynaklı sıkıntılarını gösterelim.

Mantık ve Ontoloji
Ontoloji mantığa tabi değildir, ontolojinin kendisinden gelen sınırları, deseni kendini mantık olarak açığa vurur. Bu da mantığın ontolojinin sınırlarını çizdiği yanılsamasını verir. Mantık neden değil sonuç olmuş olur. Mantığı ontolojimizin sınırlarına bakmak için kullanabiliriz ancak mantığı ontolojiler üstü bir değerlendirme aracı olarak görüp “ontolojiler”in ontolojisi üzerine yorum yapılamaz. Bu nedenle mantığı “olan” içinde kullanabilirken olmayandan yola çıkarak çıkarım yapamayız. Bunu demekle “possible world” yok saymış oluyorum. Hemen neden “possible word” zırvadır anlatayım:

Bir mümkün dünya aslında potansiyel olarak tüm mümkün dünyaları içinde barındırır. “Fındık”sız bir evren düşünülebilir ancak bu düşündüğümüz evrenin alt yapısı “fındık” mevcut olabilme potansiyelini içerir. 1000 yıl önce telefon kavramının o zamanki evrende potansiyel olarak var olması gibi. Buna itiraz şöyle getririlebilir. Öyle bir evren düşünürüm ki o evrende “fındık” potansiyel olarak var olamaz. Örneğin gezegenlerin oluşmadığı toz evren. Evet bu evren “fındık”ı potansiyel olarak içermese de “fındık”ı potansiyel olarak içerebilme potansiyeline sahiptir. Demek istediğim, öyle bir evrende alt yapısı fındığı oluşturamasa da evrene içkin olan mantık evreninin alt yapısı “fındık” oluşturabilen bir evreni öngörebilirdir. Potansiyeli olmayan evren potansiyel olarak potansiyeli olan evreni içerir. Çünkü tümünün derin mantığı aynıdır. Denilebilir ki öyleyse farklı bir mantık olan mümkün dünya düşünürüm ben de. İşte burada zırvalama başlar. Çünkü farklı bir mantıgın olduğu evreni temellendiremeyiz. Temellendirme için elimizde sadedece kendi mantığımız olduğu için kendi mantıkkumemizin dışında yorum yapmak dahi kendi kümemizin içinde olacağından bu kümenin dışına çıkmak da mümkün olmaz. Ve buradan nefis bir sonuca varıyoruz. Mümkün dünyalar denen şey kendi içine kapalıdır. Esaslı bir mümkünlülük üzerine konuşmaz. Kendi mantıksal sınırlılığımızla kalırız.

Örneğimize gelelim:
-Hiçbir şey olmasaydı hiç kural da olmazdı
-Kurallar olmasaydı her şeye izin olurdu
-Yani hiçbir şey olmasaydı, hiçbir şey yasak olmazdı
Sonuç: hiçlik kendini hiçer
Burada Derek Parfit hiçliği kendi ontolojimizin içinden değerlendirip hiçliğin mümkün olmadığı sonucuna varıyor. Ve böylece güya varlığın nedenini açıklamış oluyor. Üst düzey zırvaya güzel bir örnek. Halbuki hiçliğin kendini hiçmesi varlığın nedeni değil sonucudur. Ontoloji üstü bir sorunsalın nedeninin mantık olması acayip bir şeydir. Peki Hasan hiçlik kendini hiçmez mi? Hiçmez! Çünkü hiçlikte çıkarım kuralları da yoktur!

Ontoloji ile mantık arasındaki ilişkide önemli bir nokta daha vardır. (A) nın (A) olmasının açıklaması (A’) değildir. Misal, deniliyor ki Tanrı şunu x şekliyle yaptı çünkü x şeklinde olmasaydı a, b ve c çelişkileri doğardı. Müthiş bir mantık hatası. Halbuki (A’) nün kendisi olumsaldır. Bir tikel sırf öyle olması murad edildiği için öyledir. Ve murad edilen tek tek tikel üzerinden olmadığı için tikeller birbirleriyle mantıksal bir birlik içinde murad edilmiş olan bütünsellik suretiyle yer alır. Örneğin kötülüğün var olması iyiliğin zorunlu sonucu değildir. Bunun zorunlu bir sonuç olarak görünmesi sistemin zorunlu sonucudur. Halbuki sistemin öyle geneliği bir şeyin zorunlu sonucu değildir. Buradan vardığımız nokta ile de yine ontolojinin mantığın üstünde olduğu sonucuna vardır. Mantık mutlak değildir ve her mantık kendi ontolojisinde geçerlidir ve dahi başka ontolojiler kavramına varışımızın mantıksız olduğu gibi.

İlk Hipotez
Normalde yaratılmış olmak yaratıcının tasarım için gerekli olan üçlü ayaktan hiçbirini kullanmamış olması nedeniyle hipotez olarak yaratılanın kendi içine kapalı olmasını bekleriz. İspata muhtaç olan programın programcının kendinden bir şeyler taşımasıdır. Alimler ne kadar antropomorfik olmaktan kaçınmıslarsa malesef bundan tümüyle kaçınmaları mümkün olmamıştır.

Dünyadaki bir yazılımcının dünya simülasyonu tasarlamak istese ve bunu yaparken yaşadığımız dünyaya benzememeye çalışsa örneğin 3 boyutlu olmasın, kurallar farklı olsun vs. Bu simülasyondaki varlıklar ne olursa olsun programcının varlık düzleminden ip ucu yakalarlardı. Yazılımcı kendini tümüyle soyutlayamaz çünkü en basitinden programcının varlık düzlemi ile yazılımın varlık düzlemi aynı evrenin alt yapısını kullanmak zorundadır. Ama yaratmak farklıdır. Tanrı ile farklı varlık düzlemlerindeyiz demek bile abestir. Diyecekler ki biz Tanrı üzerinde konuşabilmek için zorunlu olarak kullanıyoruz. Gel kardeşim bu işin makul bir çözümü var. Kullanmamalıyız ama mecbur kullanıyoruzun burada tercümesini yapıyorum. Gel ve daha fazla yorulma. Hep beraber programı okuyalım. Program sana ne anlatıyor kulak verelim.

Program karşınızda öyle duruyor, o kadar!
Var olan tek şey programdır. Bu demek değil ki var olan tek şey programdır. İşte bütün mesele bu.

Programın dışı diye bir şey yoktur zira programın dışı kavramı bile programın kavramıdır. Programın içi diye bir şey de yoktur çünkü programın dışından bahsedemeyiz. Program öyle gene vardır. Hatta programın-dışı “kavram”ı derken kullandığımız “kavram” kavramı da programın bir donesidir. Her ontoloji kendine içkin mantığı kullanacağı gerçeğiyle program-dışı aynı zamanda mevcut mantık dışı anlamına da geleceğinden bu yönüyle de bizim için var değildir. Ki o zaviyede var var değildir. Program onu programlayanı da gerektirmez çünkü böyle bir nedensellik ya da gerekçelilik programın tikellerinin tabi olduğu bir yasadır. Aksi ispat gerektirir. İspatsa yok.

Ya Tanrı?
Program onu okuyuşumuzla bize bazı şeyler anlatıyor. Amacı var! Ve kendisinden Allah’a inanmamızı istiyor. Mantıksal olarak bir tasarımcıya varmamış olsak da programı okuyuşumuz bir yaratıcının varlığını programa verili olarak konduğunu gösteriyor. Ve bu yaratıcı bize kendini kendinde haliyle değil bir yansıtışla, bir tür bize dokunduğu ölçüde tanıtıyor, kısmi idrakla ulaşıyoruz. Ve diyorumki bu yansıtış  bizzat Allah’ın kendisinin istediği şekilde olacağından işte bu bu istediği şekilde olma Allah’ın kendi yaratımı olacağından bu fenomenal Tanrı’yı bizzat Allah tasarladığı anlamına gelir. Yani buradan “Kendinde Tanrı Fenomenal Tanrıyı yarattı” formülasyonuna ulaşıyoruz. Hatta yaratıcı olmak kavramını dahi kendinde-Tanrı tasarlamış olacağindan bu” yaratıcı olmak” kavramı ontolojik değerini yitirir. Yani programın dışıni betimlemiş olmaz. Ve buradan da bir başka özetlemeye varıyoruz: “Program Tanrı’nın amacı değildir, Tanrı programın amacıdır”

Tekamül
Tanrı’nın ona kulluk etmemizi istemesi kendi egosunu yükseltmek için değil bizim egomuzun bir hiç olduğunu anlatmak içindir. Tekamülümüz bir seni var eden karşısında yok olma idrakine bağlanmıştır. Tanrı bizzat kendisine kulluk istenecek görüngüyü var etmiştir. Yani bu durum ve bizi o yarattığı gerçeği de tasarının neticesidir. Sırf böyle istenmiş. Yoksa mevcut durumun ontolojik anlamı yoktur. Hazır buraya gelmişken şu önemli mantık kuralını tekrar edeyim: A’ olumsaldır. Tanrı neden ibadet istiyor sorusuna, ibadet istemeseydi şu şu şu çelişkiler doğardı diye cevap verilemez. (Çok yapılan bir hata)

Tanrı’nın sıfatları
Tanrı’ının sıfatlarının Tanrı’nın kendi tasarısı olduğunu söylemişik. Bu sıfatlara ontolojik bir anlam yükleyenlerin hali şuna benzer; satranç oyunu bittikten sonra kutusuna konan taşlar aralarında tartışır, sizce satrancı bulan kişinin puanı kaçtır? Vardıkları sonuç manidardır: “sonsuz puanlı”. O da ne demekse artık…

Verili olmak
Mantık neden tam da olduğu şekildedir. 2+2=4 sonucuna itiraz edilebilir mi? Edilemez edilememesinin açıklaması da verilemez. O verili olarak vardır. Tıpkı programın kendisinin verili olarak var olması gibi.

Ezeli ve ebedi bir evren
Eski çoğu düşünür evrenin başının olmasını Tanrı’ya delil olarak görmüş. Evrenin ezeli olmasını da haliyle problem olarak kabul etmişler. Ancak durum hiç de öyle değildir. Bunu tersten cevaplayacağım tüm insanlık ölürse ne olur? Evrene hiç bir şey olmaz. Evren bu açıdan ebedidir. Evreni yok etmeye lüzum yoktur ki o zaten hakiki anlamda var da değildir. Burayı çok önemsiyorum, izah edeyim. Evrenin sonsuza kadar yaşamını sürdürmesi insansal açıdan hesaplanan, anlamlandırılan bir görüngüden ibarettir. Aynı şekilde sonsuz geriye giden bir görüngü de var olabilir. Aradaki fark ortada; klasik Tanrı tasavvuruna sahip biri evrenin sonsuzluğunu Tanrı’ya bir tehtid olarak görürken biz olmadıgını rahatlıkla kavrıyoruz.

Tanrı’nın amacı
Tanrı’nın amacından bahsedemiyoruz. Bu Tanrı’nın amacı yok anlamına gelmediği gibi var anlamına da gelmemektedir. Tanrı’nın tümüyle bu ikiliğin dışında olduğu anlamına gelir. Yani cevabı bilemeyişimizin nedeni bizim zekamızın yetmemesi ya da epistemolojik olarak ulaşmamızın yolunun olmaması değil cevabın bizatihi ontolojik bir karşılığının olmaması. Öteyandan Tanrı’nın aşkın bir amacı olduğuna iman etmemiz farzdır.

Tanrı dışı varlık
Sistemin kendi içine kapalılığı nedeniyle Tanrı’yı da bir varlık düzlemi olarak almayarak bu problemi ortadan kaldırmış oluyoruz. Her şeyin onun ilminin yansıması olması nedeniyle varlığa içkin ve varlığın ötesinde olduğu için de varlıktan aşkın olduğuna iman etmemizse epistemik olarak bize düşendir.

Tanrı’nın müdahalesi
Zamansız Tanrı, zamanlı bizlere nasıl müdahale eder diye bir tartışma var. Tanrı’nın müdahalesini onun olayı gözlemleyip gerektiği zaman zat’en müdahele etmesi olarak neden anlaşılır ki. Tanrı her şeyi bildiği için sistem tasarlarken o müdahale dediğimiz mucize ve benzeri şeyleri zamanı geldiğinde ortaya çıkacak şekilde ayarlamış olabilir. Program bir bütün olarak programlanır kısacası.

Özgür irade
Programlar algoritmaları harfiyen uyguladığıdan deterministtirler. Lakin evren programı için bunu söylemek zorunda değiliz. Özgür irade de programın bir donesidir.

Aşkın olmaktan daha aşkın, sonsuz olmaktan öte sonsuzluğu yaratan rabbime hamd olsun. Onu tüm noksan sıfatlardan münezzeh tutarım.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s