Sağlığı çok yönlü ele almak

Sağlığı çok yönlü ele almak

Sağlık ameliyat olma ve ilaç almayla düzeltilebilen böylesine indirgenmiş, basitleştirilmiş bir olgu değildir. Hastalıklar yalnızca bilimsel tıp tarafından araştırılmayı, aydınlatılmayı bekleyen tek yönlü bir konu da değildir. Aksine hastalıkların gösterimleri sosyal, kültürel ve tarihsel değişkenlik gösterir. Bunları göz önünde bulundurmadan yapılan uygulamalar her zaman için eksik kalacaktır. Bundan dolayı tıbbı sosyal ilişkilerin, toplumsal yapının içine işlemiş bir sistem olarak ele almak gerekir. Dolayısıyla çok yönlü değerlendirmelerle bütüncül yaklaşımlar geliştirilmelidir.

Sosyal, kültürel ve ekonomik durumların insana etkisini görmek için bir Almanya gurbeti hikayesiyle konuyu örneklendirelim:

Gülsu çifti Almanya’ya göç etmiş Türklerin ikinci kuşağına mensuptur. Her ikisi de 70’lerin başında Almanya’nın iki farklı kentinde doğmuş,  üniversiteye girmeyi başarmışlardır. Böylece yolları üniversitenin bulunduğu üçüncü bir şehirde kesişmiş ve özellikle Türklerin bulunduğu bir kafede tanışmışlardır. Bayan Gülsu sosyal hizmet uzmanı olmuştur, Bay Gülsu ise mühendis…
Çift üniversiteyi bitirir bitirmez ailelerini tanıştırır. Tanışma biraz gerilimli geçer. Bay Gülsu’nun ailesi Bayan Gülsu’nun ailesini biraz “açık” ve “Almanlaşmış” bulur. Bir takım anlaşmazlıklara rağmen çift evlenmeyi başarır. Bayan Gülsu henüz nişanlıyken ailesinin bulunduğu kentte bir hastanede iş bulur be Türk göçmenlerin sağlık sorunları ile ilgilenmeye başlar. Bay Gülsu ise iş bulamaz. Evliliği geciktirmemek için Eşinin şehrine taşınır. Erkek tarafı bu durumdan tedirgin olur. Çalışan kadın ile iş arayan erkek arasında sorunlar çıkmaya başlar. Bu arada erkek Türkiye’den iş teklifi alır. Ancak kadın ailesinden ve işinden ayrılmak istemez.
Genç çift birkaç ay sonra bebek beklediklerini fark ederler. Herkes çok sevinçlidir. Hatta baba adayı son zamanlarda çokca artırdığı sigarayı bırakmaya kara verir. Ama gebelik kontrollerinde çocuğun down sendromlu olduğu ortaya çıkar. Hekimler çocuğun alınabileceğini ya da olanaklardan yararlanarak iyi bir yaşam sağlanabileceğini belirtirler. Bay Gülsu hemen alınmasını talep ederken Bayan Gülsu razı olmaz. Erkeğin ailesi günah sayarken kadınınki tararfsızdır…

Daha sonraki bir yıl içinde erkek eşini terk ederek Türkiye’ye gider. Bayan Gülsu çalıştığı hastanede çocuğunu dünyaya getirir. Maaşına ek olarak bebek yardımı almaya başlar. Birinci yıl doğum iznini kullanır. İki sene ise bebeği engelli olduğu tam maaşla yarım gün çalışma hakkını kazanır…

Ülkenin ekonomik gücünün ve toplum yararı gözetilerek düzenlenen kanunların, hakların mağdur bir insan için ne kadar hayati öneme sahip olduğu apaçık görünmektedir. Söz konusu zamanda Türkiye’deki benzer bir vaka mağdurun çok daha büyük sıkıntılar çekmesiyle sonuçlanırdı. Bunu belirttikten sonra olgumuzdaki sosyal değişkenlere bakalım.

Bahsi geçen kadın, dikkate alınması gereken, karşı karşıya kaldığı sağlık risk faktörleri taşır. Sosyodemografik açıdan şunlardan bahsedilebilir: en başta kadın olması sayılabilir. Hem çocuğuna bakması ve çalışması gerektiği için biyolojik olarak bir yıpranma anlamında hem de örneğin erkeğin ailesinin kadının çalışmasını istememe gibi bir durumda toplumsal cinsiyet anlamında iki yönlü olarak söz konusudur. Yine boşanmış olması da ciddi risk faktörüdür. Kendisine destek olacak bir erkeğin varlığı üzerindeki yükü hafifletecektir. Mesleği açısındansa şanslı olduğunu söyleyebiliriz. Belki de en önemli sosyodemografik durumu ise göçmen olmasıdır. Bir azınlık olmak bir çok sorunla baş etmeye, olası damgalanmalara maruz kalmaya yol açabilir. Hikayemizde Türklerin bir araya kafelerde gelmesi gurbette ve azınlık olma halinin getirdiği bir sonucu anlatmaktadır. Toplumsal açıdan risk faktörü olarak ayrımcılığa uğrama ötekileştirilme insanın üzerinde ne kadar etkili olabileceği açıktır. Olgumuz açısından kadın belki de daha iyi anlaşabileceği Alman eş bulabilirdi. Görülüyorki gizli bir el buna engel oluyor. Bunun sonunda da belki de seçenek azlığından uygun bir eş bulunamamış oluyor. Külturel-sosyal etkenler olmasa Alman-Türk evliliği de pekala daha yaygın olabilirdi. Belirttiğim bu durum da toplumsal faktörlerin önemini bir kez daha göstermektedir. Vakıamızdaki kadın için büyük risk faktörlerinden biri de psikososyal açıdan mevcuttur. Eğer ailesi yeterinde dertlerine ortak olamazsa yalnızlık girdabına kapılabilir bu da umutsuzluk doğurabilir. Problemlerin üstesinden gelemediği zaman da çocuğunu doğurduğu için kendini suçlar ve giderek daha da kendi içine çökebilir.

Aslına bakarsanız fark edileceği üzerine tüm risk faktörleri birbirleriyle ilişkili olup birbirlerini beslerler. Hasta derken hasta insanı hasta çevreden ayıramayız ve modernizmin getirdiği parçaya odaklanma kısırlılığından kurtulup bilimi kadim bilgeliğin holistik anlayışı ile sentezleyebilmek gerekmektedir. Sözün kısası tedavi süreci başta belirttiğim gibi ilaç vermenin ötesinde bir şey olup çok boyutlu olarak toplumsal, psikolojik vekültürel yanlarıyla birlikte ele alınmalıdır.

Kaynaklar:

Prof. Dr. Süheyla Ünal, Prof. Dr. Ahmet Saltık. Sağlık sosyolojisi ders notları, 2010.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s