Cansız maddeden doğan bilinç

El, kalp, ciğer, böbrek, dalak… hangisini sökersek sökelim bilincin kaybolmasına doğrudan neden olmayacaktır. Ancak beyin öyle değil. Doğrudan bir ilişki var görünüyor. Beyinde yaptığımız fiziksel veya kimyasal bir oynama bilinci değistirecektir hatta belki bozacaktır. Bu durumda iki ihtimal söz konusu olur. Ya beyin bilincin doğuşuna aracılık ediyor olacak ya da kaynaklık yapıyor. Aracılık ediyorsa kaynaklık yapanın ne olduğu sorusu doğar. Kaynaklık yapıyor ise bu kez tüm yaptığı birbirlerini itmek-çekmekten ibaret olan; fizik yasalarının soğuk, mistik bir öge barındırmayan yapısına tabi olan atom altı dünyanın nasıl olup da bilinci oluşturduğu açıklanması gerekir.

Beynin bilince aracılık ettiği ihtimali üzerine bir şey söylemeyeceğim. Bu şıkkı kabul ettiğimizde baştan mistik bir unsuru varsaymış oluyoruz. Böyle olunca konu akıl yürütmenin nesnesi olmaktan çıkar. Bu dediğim yanlış anlaşılmasın. Bu ihtimalin doğrulunu dışlamıyoruz sadece atlıyoruz. Bu ihtimal doğru olduğu taktirde bizim için bir anlam ifade etmeyecek çünkü bir açıklama sunmayacak.

“Beynin bilincin kaynağı olması demek bazı kimyasalların sinir hücrelerine girmesi çıkması sonucu kendisinin var olduğunun farkında olan, tadan, hisseden, deneyimleyen, fenomenleri algılayan bir benin oluştuğunu iddia etmek demektir.” Önermesini ele alalım. Önerme tıpkı “Tanrı her şeyi tasarladı” önermesinde olduğu gibi kendisini gerçekliğin dışında konumlandırmaktadır. Tanrı’nın bahis mevzu olduğu önermede önerme evrenin dışına çıkıp Tanrı ve evreni iki ayrı nesne olarak görüyordu oysa hüküm koyduğu düzlem aslında kendisinin de içinde bulundu düzlemdir. Aynı durum bilinç söz konusu olduğunda da ortaya çıkar. Önerme aslında bir bilincin içindedir. Hüküm koyduğu şey yine bilincin kendisi olunca önerme kendi üzerine katlanan bir yargıda bulunmuş olur. Fakat önermenin iddiası böyle değildir. Kendini bilincin dışında konumlandırarak maddeyi ve bilinci iki ayrı nesne olarak görür. Sonra ilkinin ikincisine neden olduğunu söyler.

Konunun çözümsüzlüğünün Tanrı konusundaki gibi bir self defeat mevzusu olduğunu düşünüyorum. Kümenin kendi üzerine bir yargıda bulunması yargının kendisini anlamsız kılıyor. Bilincin doğasının çözüme kavuşacağı kanaatini taşımıyorum.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s